Dilek Fırat – Sadece Kral Değil Bütün Halk Çıplak (2) Denemeler Şiiri

Sadece Kral Değil Bütün Halk Çıplak (2) Denemeler

SADECE KRAL DEĞİL BÜTÜN HALK ÇIPLAK (2)

Sistemsizliğin kuyruklarında ülkemiz insanı, kültür seviyesini ortaya koyuyor. Giderek yozlaşan, saygısız ve bencil bir toplum olduk ne yazık ki. Bencilliğin, saygısızlığın, toplumsal sorumsuzluğun enkazında kalan bir topluma mensup insanların; “Ben varım. Buradayım. Yaşıyorum.” demesi için illa ki ses yaratıp, o enkazda ıslık çalması mı gerekiyor?

Çözüm biraz da toplumsal sorumluluklarımızı bilmek değil midir?

*** *** ***

Çevre kirliliğinden söz ediyoruz, bunu en çok da balkonlarımızda oturup etrafı seyrederken, bir taraftan çekirdek çıtlatıp, bir taraftan da kabuklarını balkondan aşağı, insanların kafasına ve sokağa atarken yapıyoruz.

Attıklarımızın nereye gittiğini düşünmek zor geliyor, yanımıza bir tabak almak çok daha zor. Neden mi? Görevliler temizlemek zorunda, ne de olsa maaş alıyorlar düşüncesi var ya.

Çocuk yediğini yerlere atsa azarlarız onları. Çocuklar hata yapmamalı ya!

Biz büyüklerse çöplerimizi sokaklara, parklara, ormanlara, sağa sola deli divane gibi atıyoruz; Bizlere bağırıp çağıran da olmaz, eee büyüğüz ya, yaptığımız her şey doğru ya! Sonra yüzsüzce çevre kirliliğinden söz ediyoruz.

Kendimiz hariç, bütün toplumu yargılıyor, asıl yargılanması gerekenin kendimiz olduğunu bilemiyoruz. Toplum olarak hep suç işleyip, işlediğimiz suça suçlu arıyoruz, böylesi çok daha kolay olur ya. Bir şeyler yapıp, kendi bencil düşüncelerimizin enkazında, kendimizle birlikte çocuklarımızı ve çevremizi de bırakıyoruz.

Çözüm: Toplumsal sorumluluklarımızı bilincinde olmak. “Başkaları yapıyor, ben de yapayım.” düşüncesini beynimizde yok etmek değil midir?

Yeşilimizin rengini ölüme boyamamak ve toplumun bireyleri olarak kendimizi el üstüne kaldırırken, güzelim ülkemizi de dizlerinden tutup onu yere düşürmeden ve kirletmeden taşımasını bilmek, değil midir?

*** *** *** ***

Toplumumuzun bir diğer kanayan yarası da televizyon ekranları; Ülkemizde yanlışların neredeyse yüzde doksan dokuzu izlediğimiz televizyon ekranlarında tetikleniyor. Nasıl bir toplum olduk. Ayşe KULİN`İN “Füreyya” adlı romanında şöyle bir sözü geçer: “Gökyüzünde turnalar çok güzel desen oluşturarak uçarlar ve aralarından biri mızıkçılık yapar ve o desen bir anda bozuluverir” Diyor.

Mızıkçı turnalar bize üç maymunu oynatıp, beynimizi, kulaklarımızı, gözlerimizi bağladığımız o ekranlarda alkışlarımızla fink atıyor, biz de toplum olarak kendi desenlerimizi bir anda bozuyor, bir anda dağılıveriyoruz.

Birileri çıkarları için bir parmak şaklatarak toplumu arkasına alıyor; Peki bizler toplum olarak hep parmak şaklatanların arkasından mı gideceğiz? Kendimizi pay vererek, onlara güç verip, kendi beynimizin kumandasını hep başkalarının eline mi vereceğiz? Ne oldu bize?

Biz toplum olarak nereye gidiyoruz? Bunu da mı birileri çıkıp kafamıza vura vura anlatmalı?

Başkalarının gözüyle gören, başkalarının dili ile söyleyen, başkalarının arkasına sığınan, sığındıklarımızı büyüten, sığıntılığımızla kendimizi küçülten bir toplum olduk ne yazık ki!

Çözüm: Yine toplumsal, kişisel ve düşünsel sorumluluklarımızı bilmek, kendi ellerimizden tutmak ve mızıkçı turnalara meydan bırakmamak değil midir?

Kendi enkazında kalan toplumun kulağına uyku boncuğu atıp uyutan ekranlar, uykuya dalan toplumu uyandırma girişiminde bulunsalardı, eminim ki biz uyuyan toplum birkaç saniye içerisinde uyanırdık. Eee malum, bizim şah damarlarımız o ekranlara bağlı ya…

*** *** *** ***

Düşünmek için birilerinin arkasına sığınmak gerekmiyor. Başkalarını büyütmek için kişilerin, kişilere kişiliğini pay vermeleri gerekmiyor. Öğrenmek, görmek, düşünmek için bazı kurumlara dayanmak da gerekmiyor. Bir düşünürün dediği gibi; “ Eğer dışarıya pencereden değil de duvardan bakarsanız hiçbir şey göremezsiniz. Pencereden baktığınızda dışarıyı, aydınlığı ve çok çok uzakları görürsünüz.” Ne kadar güzel söylemiş. Toplum olarak biz de ısrarla duvardan bakıyor, duvardan bakıp, dışarıyı gördüğümüzü iddia ediyoruz.

Hayatta en boş ve arkalarından gidilmemesi gereken insanlar, kendi doğrularıyla değil de, başkalarının doğrularının arkasına sığınan insanlar değil midir?

Eğitim insan hayatında tabi ki çok önemlidir ancak bir düşünürün dediği gibi insan öncelikle kendini yetiştiremedikten sonra, “Eğitim sadece cahilliği alır fakat eşeklik baki kalır.” Demiş.

Cahillik iki başlı bir yılandır bir başı beyinde beslenir diğer başı da yürekte. Hadi beyinde sildik diyelim yürekte de kovmadıkça asıl o zaman eşeklik baki kalır. O nedenle kişiler her şeyden önce kendilerinin ellerinden tutup kendilerini yetiştirmeleri gerekiyor ve ben deniz Dilek EJDER’İN dediği gibi,

“Büyük okullar okusa da İnsanlar kendinin ellerinden tutup kaldıramadıkları gibi, hayat içindede ne kadar cüce kaldıklarını göremezler”

Bana göre hayatın aydınlattığı aydın, okulun aydınlattığı aydından çok daha aydındır. Okulun ışık tutan lambaları gün gelir unutularak kırılabilir kendini yetiştirememiş ve kişiliği oturmamış düşünce ampullerinin torunda. Ancak hayatın insan yüreğine ışık tutuğu lambalar asla ve asla kırılmazlar. Yeter ki o ışıklar düşüncelere ışık tutsun ve yüreklere kazınsın kendini yetiştirmiş ellerin fenerlerinde.

*** *** *** ***

Hayatın yaşamın seyircisi ben Dilek EJDER, enkaz altında kalan halkın yüreği, sesi olarak diyorum ki, kendi yaratarak kendi üstümüze yıktığımız toplumsal enkazın altında, tüm toplum adına biz yaşıyoruz buradayız diyip Kral çıplak diyen o çocuğun ıslığını çalmak istiyorum, sesimi duyurabildiğimce. Ve ine söylüyorum Sadece Kral Değil, Bütün Halk Çıplaktır Bazen. Takdir sizin…

DİLEK EJDER

(Not: Eski soyadı DİLEK FIRAT`TI)

This entry was posted in Genel.

Bir cevap yazın