Adnan Durmaz – Hosçakal Aşk… Şiiri

Hosçakal Aşk…

seni yaşamak
gecenin beline sarılan samanyolu olmaktı
çiçeği kucaklayan rüzgâr olmaktı seni yaşamak
yiten baharlar gibi uzaklarda kaldı gözlerin
onlarla sarardın yüreğimi
şimdi neyleyim

gözlerime inen yıldızlar söndü
bakışları kirlenmiş
gülüşü örselenmiş
umudu yağmalanmış çorakta
neyleyim şimdi

yalınayak terk ettiğim kentler kaldı ardımda
çıktığım kıyılarda battı gemiler
peşim sıra yangınlar
zaptiyeler
aranma ilanları
yana yana geldim uzun yıllardan
patikam çöllerinde yitti şu insan yüzlerinin
yağmur olup yüreğinin dallarına sığındım
karanlık boşluğunda esen rüzgarım şimdi

bütün kapılarımdın sen
kapandın suratıma
sokaklarımdın
taşlandım her köşende
neyler gecesini yitiren samanyolu
umudumdun
kıyametler patladı yüreğimde
gülü solan bahar
ah u zar
benim gayri
neyleyim bu hazin yalnızlıkta şimdi ben

2

gece saçlım
öksüzünüm
sensiz gurbetmiş yaşamak
oysa üç günlük ömürdü konukluğumuz
sayısız acının gasbettiği dünyamızda
bir seninle tatmıştım
akşam ufuklarında dudaklarda kalan
göğün mavi tadını
gözlerinle gördüm ki bir gün bitecek bu göçebelik
ki anlamı varsa ömrün
sana
senle
sende…
ellerin bir düş işte paramparça gecelerde
gökyüzünde yurtsuz kalmış üveyiktir yüreğim
akşam kekre iner divane ömrümüze

3
ala gözlerinin fecri
kanlı bir şafakta kaldı
kapandı cümle yollar
sesler tükendi
şarkılar yoluk
gökyüzü kar hasadında
soğuk bir aklık,
başka bir iklimdin
başka bir soluk
başa renkti bulutların
benden uzakta kaldı
ayrıldık
sana boyandım
kana boyandım…

kar yağıyor
her şey kara
boyanmış
hayat
yılgın taylar gibi yürüyor ömrün yamaçlarında
sabah olmuş sevda gözlüm nerelerde uyanmış

4

bu pus beyazı sabahlarda
ayrıntılar anlamsız
gözlerimdin..
gözlerinsiz bir dünyaya mahpus
sus karası akşamlarda kalmışım
şifasız

yel güllere ne söyledi
susuşum ne söyledi bakışlarına
trenler aldı yürüdü
bütün insansız yerlere
dağlar
kar
ıssızlık
esrar
yüreğe ne söyledi
ardımda kör kandil geceler
seninle ışıklıydı
denizlerin coşkusu kesildi gidişimle
bir yürek bıraktım en yakamoz yerine
sordun mu
dalgalar ne söyledi

hüzünler sararır her sokak lambasında benden
anılarım kaldı çıkmazlarında
gözlerim
yüreğine ekilmiş iki hüzün çiçeği olsun
anımsayışında sula aşkımı
kurutma
rüzgarın güle söylediğidir sana son sözüm
beni unutma…

5

ıssızlık ah ne amandır
yalnızlık zulüm zındandır
gece biter
aralanır gün
kurumuş yürekte göz yaşları
her sabah ayrılık sabahı
ömür ki ah ı figandır
bana ne kaldı

kapaklanan sevinç
tökeziyen gözyaşından
cana ne kaldı
kim biçti ömür diye bu ıssız geceleri
kim söyledi sen onları insan kıl diye
kim çizdi hikayeme bunca yol ayrımını
ara diye sevincin su damlası güzelliğini
bir damla bile kalmaz deli sağnaktan
karın karın sürünmeye ömür dediler
dizin dizin bağır bağır yelip yorulmak
bir avuç kül bile kalmaz koklanan gülden
bir soluk bin ahın tozbulutları içinde
bana ne kaldı

6

sabahtın
ki hep geç kalmışım söküşüne
ki hep kendi sabahını arayan
uykusuz
o geç kalan
yolcuyum
işte…

sabahtın
gerçeğin acılı yüzünü açıp gittin
şu üç günlük ömrümüzde
sen mi yolcuydun ben mi
ansızın geçip gittin
bir yol yorgunluğu kaldı parmaklarımda
31.03.98

şimdi sensiz –bensiz
seni yaşadığım o bağa selam olsun
aramızdan kalkmayan engele kalmaz bu alem
uzağa-uçuruma -dağa selam olsun
sabah oldu sevdiğim -gün doğdu uyan
gül yüzüne yağan- o gül şafağa selam olsun
01.04.98

sabahın dallarında sessizlik büyür
ay gitti dönmeyecek geceyle birlikte
şimdi gözbebeklerinde yaşam yürür
avuçlarından akan suyla yıka yüzünü
dün dünde kaldı geri dönmez
yalnızca solunan an senin
yeni bir söz söyle yalnızca şu anın türküsü olsun
en azından göğün mavisini öp
uzaklardaysa ay yüzlünü öpercesine
02.04.98

7

soldu gülüşün kıyısında yeşeren bahar
akşam iniverdi o sağnak bakışlara
dağları taşları savurdu rüzgar
gece saçlım hoşça kal

an var ki yaşamak
gül sağnağıdır
uykusuz gecelerin tütün kokulu tadı
upuzun yolların ağır yorgunluğu
koymaz insana
cellatlar bile yapamaz
sana vurgun bir yüreğin
en yeşil dalını kırmayı

ben aşk derim
dört nal atlar kapaklanır yarlarında
bir çılgın güzelliğin
o
elinde ölüm fermanları
açığını arar
yüzümdeki en yeşil gülüşün
sarhoş olurum geceler boyu
içimdeki coşkudan
sızdığım kaldırımlarda görürüm
düşlerin en güzelini
şehirler terkederim
son otobüslerle
geride bıraktığım her şeyi yakarak
her şeyi bırakıp
sürünürüm peşinde
ve sen hiç durmadan
bu yaralı yüreği sınarsın kor ateşinde
ansısın ıssızlara terkedilen
yorgun bir yılkı atıyım şimdi
akşam sularında kırılmış gölgem
bir hüzün kulesinin harabesi
yitirmiş şeylere ağlar gibi

ne gidecek yol kalır bazan
onur çırılçıplak kalır
hoşçakal aşk…

02.04.98

8

uykusuz geceler
tahammülsüz suskunluk
bakır çalığı tadı yalnızlığın
ve yüreğe
hançer
o kurşun delikleri
tac olsun
kelebeğin kanadından bir toz bile kalmadı parmaklarımda
bir acım vefalı çıktı
dizinin dikeninde baş koyup kanamağa
acım bana ilaç olsun
bu ömürden yağmalanmış ne varsa
sana andaç olsun
hoşçakal aşk

9

bir atım vardı
yangınlara dağlara vururdum
yalnızlıkla koşumlanmış
mezralar çöller aşmış
bir atım vardı
gözlerinde tökezidi
dağlarımın yıkıldığı şehirde

ıssızlar
ıssızlar
bütün ıssızlar
ıssızında yattığım geceler sızlar
ömrüm dedim
bir soluk
ne gözbebeklerinde çatlayan zaman kalır
ne de saçlarından savrulan rüzgar

yoksul evlerde kaldım
seninle evrene değişilmez
saatler acıda demirler
hasretten yürek bükülür
can sökülürdü
şu nankör alemde demler yaşadım
öl desen öleceğim anlar
kuzgunî karasından gece çatlayan
saçların yüzüme dökülürdü
ah seni koyuvermeme iklimini kaçırdım
trenleri-gemileri-kervanları kaçırdım
kar yağdı dağlara
yollar heyelan
yandı geldiğim gemiler
mahsurum yokluğuna

yitirdim seni parmak uçlarımdaydın
gözbebeklerimde saklıyordum
gövdemde canımın saklandığı yerdeydin
akşamın kızılına karıştın gittin
belki önceden de düştün
belki de bir hayaldin aynaların içinde
belki uykularda açan bir garip çiçek
gerçekler acıymış uyanınca anladım

ömür koydum alamadım
gerçeğimdin bilemedim
binitsiz
pusatsız
kimsiz kimsesiz
bir sancılı can kaldı azabının narında
yitip gittim ıssızında
kör kuşlar gibi
ne dostlarım oldu ardımsıra ağlayan
canımı andaç sundum da sana
yıkıp terkettim kenti
hoşçakal aşk…

12.04.98

10

kalmışım yad ellerde
uykusuz geceler doldurarak hicranla ahla
boşlukta yitmiş sesim
duyan olmamış
kalakalmışım

11

(bozkır sabahlarında
dağların ardındaki pus mavisi,
sanki uzaklarda kalan sahilleri getirir gibi
orada büyük bir deniz varmış izlenimi veriyor.)

saat dört
bu ıssız
başımdan gitmedi
geçti bütün geceler
uzak
yokluğunun çölleri
uçurumlar
kanımla boğduğum kaç şafak
çığlığımla genişleyen daracık göğü sensizliğin
bitmedi…

benimdi dağ başlarının o sonsuz tütenliği
benimdi dalgaların şarkısı
fet etmiştim tüm sokaklarını kentin
ayaz çaldı fesleğeni
gülü ağustos vurdu
yalnızlığımın iktidarı
çölünde hükümran oldu
sen yoksun

kış tükendi
bahar eski bir öpüş tadında geçti
şimdi ben neyleyim…

12
derin denizler biriktim
aşkmavi
dağlar dağlar çoğaldım
aşkvari
devran puşt eline düşmüş
gülüşü yalak yalak
dürüstlüğü yılankavi
ben coşkular patlattım
hiç kalır fırtınalar
biriktim biriktim anlatamadım
kar eridi-su kurudu
bit dedin bittim işte…

çok mu geldim bunca insan içinde
bunca iğrençliğin ara yerinde
aşka mahcup düşmeyecek birileri gerekti
bazan bir an bir yaşama bedeldir
kelle verir ah etmezsin
bazan onur dağa taşa düşürür
hasretlere fit olur da yanarsın
git dedin gittim işte…

bozkırlar bozkırlar deli bozkırlar
vakitler hep ağıt gayrı
kime el uzatsan balçık
bir aşk vardı ne kaldı
bir insan batağı ki başı-sonu yok
hadi bul bulabilirsen
yittim işte…
16.07.1998 –

Bir cevap yazın